Radyo Eksen'de şu an :

dosya

Groove Armada Röportajı

28 Haziran 2010 - 14:01
Groove Armada, denk geldikçe dinlediğimiz, sevdiğimiz, takdir ettiğimiz ama ölüp bitmediğimiz gruplardan biriydi bu seneye kadar. Ama 2010 kışında öyle bir albüm yayımladılar ki, aklımızı başımızdan aldılar. Hayli depresif ve karanlık, hiç olmadığı kadar rock’n roll bir çalışmaya imza atan ikili, Black Light’da hiçbir şarkıyı boş geçmemişti. Gözlerimizi ekrana kilitleyen Paper Romance klibinden, gitarların parçalandığı introsuyla Look Me in the Eye Sister’a, synth riffleriyle akla kazınan History’den tutkulu vokalleriyle iç yakan Just for Tonight’a, her şarkı bir klasikti desek yeridir. Sahne performanslarının da çok iyi olacağından şüphe duymadığımız ekip, beklentileri boşa çıkarmadı ve Cumartesi gecesi Efes Pilsen One Love’da müthiş bir konsere imza attı. Festivalde sesin kısık olduğu yazıldı çizildi ama bunlar hikaye, Groove Armada şahaneydi! Konser öncesinde  Radyo Eksen ekibi olarak Andy Cato ve Tom Findlay’le bir araya geldik ve merak ettiklerimizi sorduk. İşte cevaplar…

BU ALBÜMLE YENİ BİR SAYFA AÇTIK!

Black Light’ın diğer albümlerinizden çok daha karanlık olmasının sebebini birkaç kişiye bağlıyorsunuz, en başta da Nick Littlemore’a. Kendisi bunun ne kadarından sorumlu gerçekten?

Tom Findlay: Nick Littlemore, Empire of the Sun’ın yarısı oluyor. Aslında albümün kayıt aşamasına çok dahil olmadı, sadece bir hafta bizimle birlikte stüdyoya girdi. Ama buna rağmen tüm çalışmanın ruh halini ciddi şekilde etkiledi. Albümdeki beş şarkıda onun sesi var, bir şarkıyı da birlikte yazdık. Çok manik bir enerjisi var, kalbi sağlam olmayanların kendisiyle uzun zaman geçirebileceğini sanmıyorum! Aslında müthiş biri. Bu kelime çok sık kullanılıyor ama o gerçekten de bir dahi!

Andy Cato: Öte yandan bir sürü saçma fikirle gelmek konusunda Nick’in üzerine yoktu ama biz o fikirleri derleyip toparladık. Beraber iyi bir ekip olduk, bu müzikal işbirliği iki tarafa da yaradı.

Bir röportajınızda çok önemli bir şey söylemiştiniz, günün sonunda önemli olanın prodüksiyon değil şarkılar olduğunu…Bir gün, içinde synthesizer’ların olmadığı, farklı bir projeye imza atar mısınız sizce? Belki daha akustik, belki piyanolu, belki daha rock’n roll?

A: Bence zaten Black Light, öncekilerden çok daha rock’n roll bir albüm. Bu akşam da konseri izlediğinizde bunun bir rock konseri olduğunu fark edeceksiniz. Bütün şarkıları piyanoyla çalsak, o zaman da farklı bir şekilde yine kulağa güzel gelir. Bence biz bunu hep başardık. Goodbye Country albümünde pek çok şarkıda müthiş çellolar, akustik gitarlar vardı. Black Light’da da rock’n roll ve elektronik müziğin iyi bir karışımı var.

Black Light gibi farklı bir albüm yapmaya ilk kez Edinburg’da, ön grubunuz Friendly Fires’i izledikten sonra karar verdiğinizi söylüyorsunuz. Orada tam olarak ne oldu da böyle hissettiniz?

T: O ara İskoçların yeni yıl kutlamaları zamanıydı. Hava o kadar soğuktu ki, ayak parmaklarım donup yere düşecek diye korkuyordum! Aslında altı ay öncesinde Glastonbury’de çok başarılı bir konser vermiştik ve o konserin kariyerimizin tepe noktası olduğunu düşünmüştük. Nedense sonrasında her şey kötü gitmeye başladı. Edinburg’da da yaptığımız işten sıkıldığımızı ve artık keyif almadığımızı fark ettik. Biraz uzaklaşmaya ihtiyacımız vardı ve de öyle yaptık. Bu albümle yeni bir sayfa açtık, sanki yeni bir hayata başladık. Aslında bu akşam da yeni bir dönemece giriyoruz çünkü Black Light albümündeki şarkıları remixledik ve ilk defa bu akşam, İstanbul’da çalacağız. Bence müthiş olacak!

İNSANLARI CANLI DA İYİ ÇALDIĞIMIZA İNANDIRMAMIZ LAZIM!

Sahneden bahsetmişken…Bir yandan dünyanın en iyi lazer teknisyenine sahip olduğunuzu iddia ederken, bir yandan da konserlerde artık Becky’ye (sahne adıyla Saint Saviour) daha fazla odaklandığınızı söylüyorsunuz. İkisi bir arada nasıl oluyor?

T: Evet, teknisyenimizin adı Mark. Yok ya, Mark değildi, neydi?
A: Ryan.
T: Evet Ryan, ama Mark da hiç fena değil! Sonuçta iyi bir konserin pek çok farklı bileşeni var. Biz dj kültüründen geldiğimiz için, insanları iyi de çaldığımıza ikna etmemiz lazım. Ama bir yandan gece kulübü havası da yaratmak istiyoruz. O yüzden orada çok hassas bir denge var. Elimizden geldiği kadar ikisi arasında doğru dengeyi bulmaya gayret ediyoruz. Hem ses teknisyenlerimiz hem de lazer teknisyenlerimiz çok başarılı! Müthiş bir ekibimiz var.

Vokalistlerinizi neye göre seçiyorsunuz?

T: Önce şarkıları yazıyoruz, sonra da o şarkıya nasıl bir vokal gideceğine karar veriyoruz. Bir liste yapıp şarkıyı o insanlara yolluyoruz sonra da kabul etsinler diye dua edip bekliyoruz!

Peki ya Mutya? Sanki şarkı için onu seçmemişsiniz de ona özel şarkı yapmışsınız gibi…

Aslında Mutya az önce söylediğimiz şeye en iyi örnek. Bir keresinde şu ana kadar hiç yapmadığımız kadar pop bir şarkı yapmıştık. Mutya’nın da bence pop söyleyen, o yaş grubundakiler içinde çok ikonik bir sesi var. Çok da iyi bir şarkıcı. O yüzden Out of Control için onu seçtik. Bu akşam sahnede o şarkıyı da çalacağız ama Mutya bizimle olmayacak.

ETRAFTA MÜZİĞİNİ KATEGORİZE EDEMEYECEĞİNİZ BİR SÜRÜ GRUP VAR…

Yarın akşam çok beğendiğinizi söylediğiniz Wild Beasts sahne alacak. Delphic, the XX, Friendly Fires, the Horrors gibi gruplardan da hep övgüyle bahsediyorsunuz. Bu grupları bu kadar özel kılan ne sizce?

Tüm bu gruplar şu andaki genel müzik akımını çok iyi özetliyor. Etrafta çok fazla kategorize edemeyeceğiniz, belli bir tarzın içine koyamayacağınız bir sürü grup dolaşıyor. Buna en iyi örneklerden biri the XX, bence müthişler! The Horrors’ı dört beş ay önce Perth’de izledik. Bu kadar beğeneceğimi düşünmüyordum açıkçası ama inanılmaz çaldılar! Kendi festivalimiz için de onlarla anlaşmaya çalıştık. Aslında en büyük ortak özelliklerinden bir diğeri, canlı performanslarının çok iyi olması, ki bu da artık müzik dünyasında en önemli hale gelen şey. Artık müzisyenler sadece bu şekilde para kazanıyor.

Peki sadece canlı performansına bakarak bir gruba iyi grup der misiniz? Ya da tam tersi, sadece stüdyo albümlerine dayanarak sahnesini görmeden bir gruba iyi grup diyebilir misiniz?

A: Bence ikisi bir bütün. Dünyanın en iyi gruplarından biri olan the Beatles da işe muhteşem albümler yaparak başladı ama koca bir stadyumu çığlıklar atan insanlarla doldurdukları konserleri de akla zarardı. Çok iyi grupların hepsinde ikisi de biraradadır.

BRYAN FERRY MÜTHİŞ BİRİ!

Az önce the Horrors’ı kendi festivalinize çıkarmak istediğinizi söylemiştiniz. Lovebox için hazırlıklar nasıl gidiyor?

T: The Horrors’ı bu sene alamadık maalesef. Ama line-up gayet iyi. Festivale bir ay daha var. Cuma-Cumartesi ve Pazar, 3 gün sürecek. Cuma akşamının headliner’ı Dizzie Rascal, Cumartesi Roxy Music, Pazar günü de yine çok iyi isimler var…Wild Beasts de bunların arasında…Bizim için çok heyecan verici bir proje ve her sene daha da büyüyor.

Roxy Music’den söz açılmışken Bryan Ferry’den bahsetmemek olmaz…

T: Bryan Ferry müthiş biri, tek kelimeyle müthiş!

Shameless’ta o vokal yapıyor. Bryan Ferry ismi hep aklınızdaydı da hiç kısmet olmuyor muydu, yoksa hiç aklınızda yokken tamamen tesadüf eseri mi bir araya geldiniz?

A:Aslında çok büyük bir tesadüf eseri bir araya geldik. Fotoğrafçımız Ferry’nin oğluyla arkadaştı ve bizi babasıyla da tanıştırabileceğini söyledi. Tabi ki inanmadık! Ama gerçekten de birgün oluverdi. Daha çok kendisine kur yapar gibi bir halimiz vardı. Birlikte çalışmaya ikna edene kadar birkaç kez yemeğe çıkardık. Bryan Ferry çabuk karar veren biri değil, ama verdiği zaman da tam veriyor ve kendisini sonuna kadar da o işe adıyor! Onun vokali albüm için kaydedilen son şeydi, gerçekten uzun bir süre bunu bekledik. Şimdi Lovebox’ta sahne alacak olması müthiş! Black Light’da Roxy Music’in punky havasından çok etkilenmiştik. O yüzden tüm gelişmelerin birbirini takip etmesi çok güzel oldu.

KONSERDEN SONRA EVE GİDİP KİTAP OKUYACAK HALİMİZ YOK!

Hala after-party’lerden keyif alıyor musunuz?

A: Kesinlikle!
T: O yüzden güneş gözlüklerimle geldim!
A: Biz gerçekten çok çalışıyoruz. Muhtemelen rock dünyasının en çalışkan gruplarından biriyiz. Bu haftayı tamamen uykusuz geçirdik. Önce remixlerle uğraştık, arkasından Japonya’da bir konser verdik. Sürekli bir yerden bir yere gidiyoruz. Black Light’ı yapmak için bir yıl uğraştık. Konserlerimizi en iyi şekilde sunabilmemiz için yüzlerce kişi emek harcadı. Canlı performansımız sırasında herkes kendinden geçiyor. Benim de böyle bir geceden sonra evime gidip kitap okuyacak halim yok! Ziyaret ettiğimiz şehirlerin gece hayatı nasıl görmek istiyoruz tabi ki!

Bu akşam İstanbul’un gece hayatına göz atıp yarın Wild Beasts’i izleyecek misiniz yoksa hemen geri mi dönüyorsunuz?

T: Yarın akşam başka bir konser için ayrılmamız gerekiyor ama uçağımız makul bir saatte. Wild Beasts’i izleyemeyeceğiz ama bu akşam kesin İstanbul’un bir yerinde takılıyor olacağız. (Biz de kendilerini konserden sonra Tamirane’de gördüğümüzü belirtelim)
Röportajı Yapan : Sine Buyuka

 

Diğer dosya