Radyo Eksen'de şu an :

dosya

Interpol Röportajı

08 Haziran 2011 - 10:50
Interpol, 1 Haziran Çarşamba akşamı ilk kez İstanbul’daydı ve grubu yakından tanıyanları gayet memnun eden bir konsere imza attılar. Sahnede hiçbir zaman kendilerini kaybeden bir grup olmayan New York’lu dörtlü, takım elbiseleri ve cool duruşlarıyla Success, Obstacle, Narc, Memory Serves, Specialist, hatta Untitled gibi şarkılarını çatır çatır çaldılar. Biz de Radyo Eksen ekibi olarak Maçka Küçükçiftlik Parkı’ndaki konser öncesinde Daniel Kessler’la kaldıkları otelin lobisinde biraraya geldik. Paul Banks’in kendi deyişiyle medyayla arası çok iyi olmadığından, grubun pr sözcülüğünü çoğunlukla Dan Kessler ve Sam Fogarino üstleniyor. Biz de karşımızda ufak tefek, güleryüzlü, hatta bir rock star için fazlaca sevimli bir gitarist bulduk. Sınırlı vaktimize elden geldiğince çok soru sıkıştırdık ve samimi cevaplar aldık.



 

İlk kez bir yerde çalıyor olmanın sizin için bir farkı var mı yoksa tüm sahneler size aynı mı?

Kesinlikle var. Öncelikle ben çok meraklı biriyim ve ilk kez bir yere gittiğimde çok heyecanlı oluyorum. Neresi olduğu önemli değil ama ilk kez bir şehre gidip kendi gözlemlerimi yapmayı çok seviyorum. 2002 yılından beri İstanbul’a gelmek istiyorduk zaten. Bunu aramızda çok konuştuk ama bir türlü denk getiremedik. Birkaç kez turnemize koymaya çalıştık ama olmadı. Gün bugünmüş.

 

Neredeyse 10 senedir İstanbul’a gelmek istediğinizi söylüyorsunuz. Şehir neden bu kadar ilginizi çekti?

Daha önce buraya gelen arkadaşlarımdan ve ailemden inanılmaz şeyler duymuştum. Aksi olmuş olsaydı da yine merak ederdim çünkü dediğim gibi, ben meraklı bir insanım. Yeni yerler görmeyi çok seviyorum. Şehirde tek başıma gezip yürümekten ve insanları gözlemlemekten çok keyif alıyorum. Sadece 48 saatlik bir süre için buradayız ve iki günde ancak yüzeysel bir fikir edinebilirsiniz. Ama bir yer sizde iz bıraktığı zaman sonra tekrar dönmek istersiniz ki sanırım bana da öyle olacak. İlk 24 saatlik sürede gördüklerimden çok etkilendim.

 

Çalmaktan özellikle hoşlandığınız ya da rahat ettiğiniz şehirler var mı? Mesela Paris, New York…

Bu saydığınız büyük şehirlerde rahat etmek mümkün değil. New York bizim evimiz ve tam tersi, kendi evimizde çalarken daha çok geriliyoruz.

 

Baskı mı hissediyorsunuz?

Tam olarak baskı değil. Ama kendi evimizde çaldığımızı unutmamız gerekiyor. New York konserlerini turun başında değil sonunda yapmayı tercih ediyoruz. Günün sonunda önemli olan, nerede çalarsanız çalın konserlerin iyi geçmesi. Büyük şehirler için de, küçük kasabalar için de aynı şey geçerli.

 

Daha önce sizi Brixton O2 gibi samimi ve kapalı mekanlarda da, Summercase Barcelona gibi açık alanda, yaz festivallerinde de izleme şansım oldu. Kendi konserlerinizde, diğer gruplarla birlikte yer aldığınız festivallerden daha iyi performans sergilediğinizi düşünüyorum. Siz hangisini tercih ediyorsunuz ya da arada bir fark görüyor musunuz?

Tabi ki arada fark var ama ben festivalleri çok seviyorum. Özellikle de gece çalıyorsak. Soundcheck yapmadan sahneye çıkmayı ve açık havada çalmayı tercih ederim. Bu sene Brixton konserleri de çok güzel geçti. Salondaki enerji çok güzeldi. Büyük bir mekan olmasına rağmen yine de samimi bir atmosferi var. Ses her yerden iyi duyuluyor ve sahne her yerden rahatlıkla görülebiliyor. Ama yine de açık havayı tercih ederim. Geçen hafta Barselona’da deniz kenarında Primavera’da çaldık. Çok keyif aldım. Ama hayranlarımızın daha samimi ortamları ve sadece bizim sahne aldığımız konserleri tercih etmesini anlıyorum tabi ki. Festivallerde başımıza ne geleceğini ve konserin nasıl geçeceğini önceden bilememek de ayrı bir heyecan oluyor benim için.

 

Bu kış, geçtiğimiz senenin en iyi yeni gruplarından biri olan Surfer Blood ön grubunuzdu. Hatta sahnede “Interpol bizi sokaklardan kurtardı” diyerek size teşekkür ettiler. Grupla nasıl bir araya geldiniz? Müziklerini beğeniyor musunuz?

Surfer Blood gayet iyi bir grup. Birlikte turladığımız her gece de çok iyi çaldılar. İzleyiciyi de etkilediler bence. Bir de eğlenceli çocuklar. Konser sonrasında kuliste karşılaştığınızda ayaküstü sohbet edip bir bira içebiliyorsunuz.

 

U2 ile de kuliste aynı şeyi yapabildiniz mi?

U2 iki gece üst üste çaldıkları yerler haricinde, şovlara konser öncesinde gelip konser biter bitmez de ayrılıyorlar. O yüzden kuliste çok fazla bir arada olamadık. Ama birkaç kere birlikte sohbet edip bir şeyler içme şansımız oldu. Hepsi çok kibar insanlar.

 

Kings of Leon’dan Caleb Followill, U2 ile turladıktan sonra grubun özel uçağını, jet set hayatını kıskandıklarını ve onlar gibi bir arena grubu olmak istediklerini söylemişti. Siz hiç benzer şeyler hissettiniz mi?

(gülmeye başlıyor) Biz U2’nun ön grubu olmayı kabul ettiğimizde aklımızdan hiç böyle düşünceler geçmedi. Bize bu teklif son albümümüz henüz piyasaya çıkmamışken, stüdyoda mix yaparken geldi. Üzerinde çok fazla düşünmeden kabul ettik. Aslında konserlere yazın başlayacaktık ama Bono’nun rahatsızlığı yüzünden normalden geç başladık. O zaman albümü yeni bitiriyor olacaktık ve nasıl olsa bir yerden turneye başlayacağız, madem öyle, böyle başlayalım dedik. Ayrıca başkasının kitlesine çalmak da her zaman heyecan verici. Sonuçta büyük çoğunluğu sizden sonraki grup için orada oluyor ve bu da ayaklarınızın yere daha sağlam basmasına, hatta biraz da gerilmenize yol açıyor. Başta ben de biraz heyecanlandım ama sonra ‘şu ana kadar binden fazla konser verdin Dan, çık şu sahneye ve çal’ diyerek kendimi rahatlattım. Her şey gayet güzel geçti. Soundcheck yapmadan sahneye çıktık, kolay geçti, izleyiciden de iyi geri dönüş aldık. Gerisini ise hiç düşünmedik. Biz hiçbir zaman başarıyı belli ölçülerle tartan bir grup olmadık. Bizim için başarı, içimize sinen albümler yapmak, turnelerin istediğimiz gibi geçmesi, kontrolün elimizde olması demek. Yoksa kaç albüm sattığımız, kaç kişinin konserlerimizi izlediği ya da ne kadar meşhur olduğumuz değil…Bunu yapanlara da bir şey demiyorum ama başarıyı ölçme şekliniz, kim olduğunuzla çok alakalı. Biz grup olarak başarıyı ticari faktörlerle ölçen insanlar değiliz.

 

Diğer grup üyeleri de bu konuda sizin gibi mi düşünüyor? Sam Fogarino İstanbul’a gelmeden önce verdiği bir röportajda, 3. albüm için bağımsız plak şirketi Matador’dan Capitol’a geçiş sebebinizi “grubun nasıl sunulduğunu görmek açısından daha büyük bir plak şirketiyle çalışmayı istedik” şeklinde açıkladı. Müzikal anlamda da Our Love to Admire’da daha büyük ve sinematik bir sound var.

Ben hiç öyle düşünmedim. Diğerlerinin de o düşünceyle hareket ettiğini sanmıyorum. Our Love to Admire’da sınırlarımızı zorlamak istedik. Farklı sound’lar denemek ve dediğiniz gibi bazı şarkılarda sinematik bir tarz yakalamak istedik. Ama bu albüm ticari bir albüm olmadı kesinlikle. Ben asla başkaları beğensin diye bir albüm yapmam. Bu zaten başarısızlığın reçetesi olur. İnsanların bazı şeylere güçlü bir tepki vermesi gerek, bu işler böyle yürür. Çoğunluğun hoşuna gideceğini düşündüğünüz şeyi yapmakla yürümez. Capitol Records’a geçmemizin sebebi yeni bir şey denemek ve bulunduğumuz yerde rahata alışmamaktı. Karar alma şeklimizde bir değişiklik olmadı. Artistik olarak kontrolün yine tamamen elimizde olduğu bir sözleşme imzaladık. Tıpkı Matador’da olduğu gibi albümü bitirip Capitol’a teslim ettik. ‘Teşekkür ederiz, gayet güzel’ olmuş dediler. İstemediğimiz hiçbir şeyi yapmadık. Orada da çok tatlı insanlar vardı.

 

Sam aynı zamanda, Capitol’ı biraz kızdırdığınızdan ve işlerin istediğiniz gibi gitmediğinden de dem vurmuş. O yüzden Matador’a geri döndüğünüzü söylemiş. Neden böyle bir şey demiş olabilir?

(biraz duraksıyor) Biz Capitol’a geçtikten sonra şirket çok değişti, pek çok çalışanı ayrıldı. Müzik endüstrisinde hep olan şeyler işte…Ama aramız kötü değil.

 

Matador’dan çıkardığınız albüm kendi adınızı taşıyor. Gruplar genelde bunu 4. albümlerinde yapmazlar. Neden bu mesajı şimdi vermek istediniz?

Aslında bu bir mesaj amacı taşımıyordu. Stüdyoda kayıttaydık ve albümün adı ne olabilir diye öylesine tartışıyorduk. Sonra Paul, kendi adımızla mı çıksak diye bir fikir ortaya attı. Hepimiz aynı anda aynı tepkiyi verdik. Bu fikir bir anda herkesin hoşuna gitti. Genelde dördüncü albümün adına bu kolay karar verilmez. Diğer albümlerimiz için uzun isimler kullanmıştık zaten. Turn on the Bright Lights ve Our Love to Admire gibi. Bu sefer de müzik konuşsun istedik. Albüm zaten çok doluydu, bir sürü mesajı vardı. Aynı zamanda tam bir Interpol albümü olduğunu düşündük. Belki bir daha, başka bir albümümüze kendi adımızı vermek istemeyebiliriz diye düşündük.

 

5. albümünüzde, eğer bir 5. albüm olursa tabi, Carlos Dengler olmayacak. Bas riffleri Interpol’un müziğinin önemli bir parçası. Onun yazdığı riff’ler olmadan Interpol nasıl tınlayacak?

Tabi ki tamamen aynı tınlamayacaktır. Bir takım farklılıklar olacaktır. Ama o noktaya gelmeden şimdiden tahmin etmek zor. Bence hala dinlenilebilir bir grubuz. Her zaman masaya birden fazla fikir koymuşuzdur. Bence hepimiz iyi müzisyenleriz ve çok iyi fikirlerimiz var. Bu da bizim güçlü yönlerimizden biri. Bundan sonrası için çok heyecanlıyım. Ne yapacağımızı bilmiyorum çünkü önceden hiçbir şeyi planlamayız. Tur sona erdikten sonra kendimize biraz zaman vereceğiz ve sonrasında neler olacağına bakacağız.

 

Onu özlüyor musunuz, diye sorup dikkatle yüzünün alacağı şekli gözlemliyorum…

(Soruya biraz şaşırıyor) Tabi ki. Carlos müthiş biri. Hem çok iyi bir müzisyen, hem de çok iyi bir insan.

 

Setlist’e gelirsek, daha önceki turnede çaldığınız pek çok şarkıya bu sene yer vermiyorsunuz. Örneğin Pioneer to the Falls artık yok. Setlist’i neye göre belirliyorsunuz?

40’ın üzerinde şarkımız var. İçerisinden şarkı seçimi yapmak kolay değil. Pioneer to the Falls’u bu turnede hiç çalmadık, doğru. Genelde ilk albümlerimizden ilk şarkılarımızı pek çalmıyoruz. Ama Pioneer to the Falls’u tekrar çalmayı çok isterim, gerçekten çok sevdiğim bir şarkı. Uzun zamandır çalmıyoruz, özledim.

 

Evet, insanların da böyle bir beklentisi vardı.

Tam üzerine bastınız. Bizim şarkılarımızın çoğu oldukça uzun ve her şeyi çalmadığımız sürece, ki bu imkansız, kimseyi tam anlamıyla memnun edemeyiz. 40 küsür şarkıdan 39’unu çalsak, o 2-3 tanesini çalmadınız derler. Zor tabi. Bizim için de önemli. Doğru bir dengeyi yakalamaya çalışıyoruz. Ama elimizden gelenin en iyisini yapıp araya bir-iki sürpriz kaymak istiyoruz.

 

Konser sonrası planlarınız neler?

Emin değilim ama İstanbul’daki son gecemizin tadını en iyi şekilde çıkarmaya çalışacağız, orası kesin.
Röportajı Yapan : Sine Büyüka

 

Diğer dosya