Radyo Eksen'de şu an :

dosya

Leonard Cohen "Old Ideas" Albüm Partisi; Sorular ve İzlenimler

26 Ocak 2012 - 15:52
Radyo Eksen’in Paris temsilcisi Zeren Akyar, Leonard Cohen’in albüm dinleme partisine katıldı ve bizim için izlenimlerini yazdı.

Mekan: Hotel de Crillon. Paris’in en işlek caddesinde, Concorde meydanina bakiyor.

1758'de, "Louis XV Meydanı"nın düzenleme çalışmaları sırasında otelin binası da, mimar Jacques-Ange Gabriel  tarafından tasarlandı. Yanında bulunan diğer iki sarayla birlikte yaklasik 100 metrelik bir ön cepheden oluşan bina, 1909 yilinda otel olarak kullanıma açıldı.

Mimari anlamda Paris’in gelişimine tanıklık eden Crillon Oteli defalarca önünden geçmiş olmama rağmen daha önce hiç ziyaret etmediğim bu binada Leonard Cohen’le buluşmanın keyfi ayrı oldu. Listede ismimi işaret ettikten sonra albüm dinletisi ve soru-cevapların olacağı salona geçtim. Nihayet Leonard Cohen de salona geldi. Karizması ve konuşmaya başladığı anda yarattığı etkiyle yılların ondan hiç bir şey çalmadığını anlıyorsunuz. “ Albümü dinlerken, sizlere karşı oturmaktansa ön sıradaki sandalyelerden birie oturmayı tercih edeceğim. Hem böylece isteiğiniz gibi, rahat rahat  mimik de yapabilirsiniz dinlerken.” diyen Cohen’le birlikte albümü  dinlemeye başladık.

Huzur. Albümü dinlerken hissettiğim en yoğun duygu buydu. Bittiğinde başlayan ve genelde kahkahalarla bölünen soru-cevap kısmından sonra, Concorde Meydanı’na bakan ve geniş bir balkona açılan yan odada kısa bir kokteyl oldu. Cohen de gelerek bizlerle sohbet etti, fotograf cektirdi, albüm imzaladı.

SORU: Müziğinizi dinlemek ve değerlendirmek içinin buraya gelen insanların karşısında olmak kolay bir duygu mu?

Leonard Cohen: Kendimi herkesin yapabileceğinden daha acımasızca yargılarım. O yüzden..

SORU: Anladığım kadarıyla Fransızlarla aranızda bir bağ var. Demek istediğim, müziğinizi sanki en çok onlar benimsiyor, ya da dinlemesi onlara daha kolay geliyor.

LC: Benim çalışma geleneğim Fransa’da uzun zaman önce kurulmuş bir disiplin. Bu yüzden herşeyi açıklamak zorunda kalmıyorum. Müzik ve şarkı; sözler ve sanatçının konumu Fransa’da çok önce anlaşılmış ve oturmuş. Bir çok Avrupa ülkesinde de aynen böyle. Kuzey Amerika dinleyicisi bu tip bir duruma aşina değil, özellikle Fransa’da çok iyi seyirciler tanıdık.

SORU: Bize ne ifade ettiğinizi görebiliyrosunuz değil mi? Bazen bu kadar saygıdan daralıyor olabilirsiniz.. Biz sizin mükemmel aşık, mükemmel sanatçı, mükemmel beyin olduğunuzu düşünüyoruz. Tüm bunlar nasıl hissettiriyor merak ediyorum. İyi bir his olduğunu umuyorum.

LC: Olağanüstü, gerçekten mükemmel bir his.

SORU: Ben çok ciddiyim.

LC: Biliyorum, çok teşekkür ederim... ama, biliyorsunuz.. bu tip cömertliklerle karşılaşınca yanıt vermek zor oluyor. Teşekkür etmek dışında.

SORU: Sizinle manastırda karşılaşmıştım, sanırım dininize bağlısınız. Eğer yanlışsam beni düzeltin lütfen. Sizin bir parçanızı dinliyordum ve düşündüm din insanları inandırabilir... Siz özgür bir ruhsunuz, özgür bir adamsınız, sanırım bunun yaşla da ilgisi var.

LC: Evet yaşın, önemli bir etken olduğunu itiraf etmeliyim. Bilemiyorum, belki çalışma düzeni belki de disiplin ama yaşlandıkça beyin hücrelerimizin azaldığı gibi bir gerçek var karşımızda. Bu durumda ne kadar disiplinli olduğunuzun bir önemi kalmıyor. Nörönlarınızın durumuna bağlı olarak ya çok iyi hissedeceksiniz ya da çok kötü.

SORU: Peki ya din?

LC: Eh, benim çok eski bir dostum bir zen ustası ve 104 yaşında. Ben onun aynı zamanda öğrencisiyim. O yaşına rağmen taviz vermiyor. Olabilecek en üst seviyede olduğunu düşünüyorum. Onunla zaman geçirmek büyük bir onur. Dinden bahsediyorsun ama aslında bu bir din değil. Bu daha çok özne ve nesneyi bir araya getiren bir çalışma. Bu çalışma koşullara dayanır ve bilimsel bir temele dayanır. İbadet yoktur. Bu yüzden gerçek bir din tanımına giremez.

SORU:Albümün adı “Old Ideas” tam olarak ne anlama geliyor? Eski fikirlerinize başvurduğunuz ya da eski fikirlerin daha mantıklı olduğu anlamına gelebilir mi?

LC: Ne anlama geldiğini ben de bilmiyorum. Sadece belli bir direnç olduğunu söyleyebilirim.  Bizi endişelendiren olaylara parmak basmaya çalışmak gibi, eski bir arkadaş gibi, her zaman bir yerde kalacak endişeler... Sıradan günlük kaygılar.

SORU: Küçük bir çocukken depresif olduğunuzu söylediğinizi hatırlıyorum, depresyonun eğlenceli bir yanı var mı?

LC: Depresyon ciddi bir durum. Kötü geçen bir buluşmadan ya da planlandığı gibi gitmeyen bir haftasonundan daha fazla. Burada bahsi geçen depresyon benim tüm hayatımın geçmişini kapsıyor. Herşeyin ters gittiğini düşünmek, öfke ve endişe duymak, bu durumda zevke ulaşmak neredeyse imkansız oluyor. Öğretmen ve şansın lütfuyla giderebildiğim bu depresyon aynı gaddarlık ile asla geri gelmedi. Geçte olsa bittiğini bildirmekten mutluluk duyuyorum.

SORU: Albüm kapağındaki fotoğraf ile ilgili bir sorum olacak. Kapağın hikayesi nedir? 2 gölge görüyoruz.

LC: Bu sorunun sorulmasını bekliyordum. Fotoğraf evimin ön bahçesinde çekildi. Gölgelerde fotoğrafı çeken Türk fotoğrafçı Kezban Özcan’a ait. Benim iş arkadaşım. Gölgenin yerini biraz değiştirdik, daha yukarıda duruyordu, photoshop’la biraz müdahele ettik ve güzel oldu.

SORU: Yayınlamamış ya da bitirmemiş olduğunuz eserler var mı? Bunları yayınlamayı düşünüyormusunuz?

LC: Elimde henüz bitirmediğim birçok parça var. Yeni bir albüme yetecek kadar da hazır parça var. Şu an onların üzerinde çalışıyorum. Önümüzdeki yıl içerisinde tamamlayacağımı umuyorum.

SORU: Bir müzik aleti çalamıyorsunuz, bu nasıl bir his?

LC: Aslında var biliyor musun? Şarkılara istediğin kadar “hummm”layabilirsin. Bu yasak değil.

SORU: Son albümünüzde sıkça ölümden bahsediyorsunuz. Hepimizi için bir son olan ölüm ile ilgili bazı terimler geliştirdiniz sanırım.

LC: Bir sonuca ulaştım. İsteksizce... Yakında öleceğim. Bunun olasılığı, biliyorsunuz, bazı düşünceler üretir. Bu sorular ortaya çıkar ve bir yere yönelir. Ben bunu müzikle yakalamak istiyorum.

SORU: Bir sonraki hayatınızda ne yapmak istersiniz?

LC: Reankarnasyon sürecini anladığımı söyleyemem. Ama eğer geri gelebileceksem kızımın köpeği olarak geri gelmek isterim.

SORU: Blues temalı 3 harika şarkınız var, bu yeni birşey. Özel bir anlamı var mı?

LC: Blues yapmaya hakkım yokmuş gibi düşündüm hep. Blues’u hep sevdim, yapısını hep sevdim, ama sanki blues yapmaya hakkım yokmuş gibi düşündüm. Sonunda bu fikrimden vazgeçtim. Kendimce buna izin verdikten sonra karşıma bahsi geçen 3 hatta daha fazla parça çıktı.

SORU: Albümünüzde blues’un yanısıra flamenko da hissedilen bir form. Enrique Morento ile dost olduğunuzu biliyoruz, doğru mu? Flamenko seviyor musunuz?

LC: Flamenko bana hep derinden dokunmuştur. Morente’nin benim müziklerimi flamekno’ya uyarlamış olması başıma gelen en güzel şeylerden biri. Benim müziğimi kendi tarzına uyarlayabilecek kadar yakın görmüş olması çok büyük bir mutluluk. O kendi kuşağının önde gelen flamenko snatçılarından biri. Onu geçtiğimiz sene kaybettik. Flamenkoya farklı etkiler kazandırmış bir sanatçıydı. Benim parçalarımı flamenko haline getirdiği albüm “Omega” çok görkemli olmuştu...

SORU: Bir müzik yazarı olarak her zaman merak ettim. Kendi içinizdeki müziği bulabilmek için ne kadar derinlere gidiyorsunuz? Bir diğer sorum ise albümdeki bir çok parça aşkla ilgili, içinde aşk olmasına rağmen acı çeken bir yanı da var. Sizce acı aşkın şartlarından biri mi?

LC: Gözlemlediğiniz acı beni şaşırttı doğrusu. Bana sorarsanız orada bir acı yok, ama sanırım sizin söylemek istediğiniz acı ve aşkın bir arada oluşu... Ne kadar derinden acı çektiğimin ben bile farkında değilim. Sevdiğimiz tüm parçalarda doğru miktarda acı olduğu bir gerçek. Jingle Bells bile insanı en güçlü duygulara yönlendirebilir, eğer doğru şekilde söylenirse. Aslına bakarsanız bu daha önce yapılmış bir şey. Marilyn Monroe’nun Happy Birthday parçasını hatırlarsınız, bildiğimiz halinden çok daha erotik bir davetti... Yani, şarkılar içlerinde bulundukları ruh halerinin şeklini alırlar.

SORU: Sizi sahnede izlemeyi çok isteriz, bu yıl turne yapabilecek misiniz?

LC: Bunu bende çok isterim. Pek çok koşula bağlı, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmek güç. Bir tarih veremiyorum maalesef.

Diğer dosya