Radyo Eksen'de şu an :

haberler

James Mercer Sine Büyüka'ya Anlattı "After The Disco"

27 Şubat 2014 - 14:31
Broken Bells, enerjisi yüksek sözleri karanlık yeni ve 2. stüdyo albümleri After The Disco'yu Ocak sonunda Columbia etiketiyle servis etti.

Sine Büyüka grubun sesi James Mercer'ı Radyo Eksen adına Londra'da yakaladı. Röportaj geniş bir pencereden Broken Bells'in dünyasına baktırıyor. Mercer, Daft Punk'tan U2'nun yeni albümüne, The Beatles cover'larından kötü giden ilişkilere, dans etmekten albümün tutarlılığına kadar bir çok meseleyi Sine'ye anlatıyor.

Sine Büyüka Broken Bells'in Sesi James Mercer'ı Londra'da Yakaladı.

 

Sine Büyüka: Gününüz nasıl geçti, sanıyorum oldukça yoğundunuz?

James Mercer: Evet çok yoğun! Radyoda bir canlı yayına katılmak için sabah 8’de kalktık. Arkasından bir sürü röportaj yaptık; bir program için iki saat DJ’lik yaptık.

 

Sine Büyüka: Normalde röportajımız sabah 10’da olacaktı ama akşam 6’ya ertelendi. İlk duyduğumda çok şaşırdım çünkü bu müzisyenler için oldukça erken bir saat. O kadar erken saatte kalkıp şarkı söylemekten hoşlanıyor musunuz?

James Mercer: Hayır! Ama bana dediklerine göre bu çok iyi bir fırsatmış. O yüzden yapmamız gerekiyormuş.

 

Sine Büyüka: Rolling Stone’a verdiğiniz röportajda “Brian bekar; ilişkilerinde yaşadığı problemler ve hayat tarzı bu albüme yansıdı. Ben artık evli, yaşlı bir adamım” dediniz. Bunu ifade ediş biçiminiz evliliğin hayatı daha az ilginç kıldığını düşünüyormuşsunuz izlenimini verdi.

James Mercer: (Kocaman bir kahkaha atıyor) Benim içimde o kadar gel git yok. Bekar olmanın insanı sinirlendiren yönleri oluyor. İlişkilerle başa çıkmak ve ilişkilerinizin çoğu zaman yürümemesi, geleceğin belirsiz olması yorucu bir durum ama bu durumdan besleniyorsunuz ve yazacak şeyler buluyorsunuz. Ben artık farklı farklı şeyler hakkında yazıyorum.

 

Sine Büyüka: O zaman mutlu ve huzurlu olmak insanı daha farklı bir müzisyen yapıyor, illaki daha kötü bir müzisyen değil? Çünkü genel kanı müzisyenlerin mutsuzken daha iyi işler ortaya çıkardığı yönünde...

James Mercer: Söylemesi zor. Bir süre sonra kişiselleştirmeden şarkı yazmayı öğreniyorsunuz; öğrenmek zorundasınız. Şöyle olsaydı nasıl olurdu, böyle olsaydı nasıl olurdu diye empati yapmak zorundasınız.

 

Sine Büyüka: Bu albümün Brian’ın kişisel hesaplaşmalarının yansıması olduğunu söylüyorsunuz hep. Peki sizden ne var albümde?

James Mercer: Ben böyle durumlarda olayları aktaran kişi oluyorum. Bazı şarkıların sözlerini ben yazdım ve temalarını ben seçtim. Ama Brian’ın konuşmak istediği çok şey vardı. Ben sadece bunları en doğru şekilde sözlere nasıl yansıtırım, onu bulmaya uğraştım.

 

Sine Büyüka: Röportajlarınızda bu albümün hüzünlü bir albüm olduğunu söylüyorsunuz. Nedir bunun sebebi? Sözler mi, minör akorlar mı, Brian’ın hikayeleri mi?

James Mercer: Bazı şarkılar kulağa çok hüzünlü gelmiyor. Ama sözlere bakarsanız, yürümeyen aşklardan bahsedildiğini görüyorsunuz. Dinlerseniz enerjisi yüksek şarkılar. Belki de bu konuyu Brian’la konuşmanız lazım çünkü o albümün çok karanlık olduğunu düşünüyor.

 

Sine Büyüka: Brian’ın karanlık bir karakter olduğunu da söylediniz daha önce. İnsanları tanımlarken genelde kendimizi referans noktası olarak alırız. O zaman bu düşünceniz sizin hakkınızda neler söylüyor?

James Mercer: Hmm ilginç! Bu psikolojik bir çözümleme oldu. Brian realist bir insan. “İyi düşün iyi olsun” gibi şeylere inanmıyor. Ben de aslında biraz öyleyim ama ona göre daha olumlu, daha umutluyum. Ben sanki daha ılımlıyım insanlara karşı... Ama düşününce o da öyle...Gerçekten bilemiyorum! Sanıyorum duruma göre daha karanlık olabiliyor.

 

Sine Büyüka: Pek çok prodüktörle çalışabilirdiniz. Neden bir araya geldiğiniz isim Brian oldu?

James Mercer: Ben onu prodüktörüm olarak seçmedim. Bir nokta geldi artık The Shins’den daha farklı şeyler yapmak istediğime karar verdim. Her şeyin odak noktası olup her şeyi, grup arkadaşlarımı idare etmekten sıkılmıştım. Önce menajerime konuyu açtım, sonra Brian’la konuştum. Gördüm ki o da benzer bir durumda. O da Gnarls Barkley’den farklı bir şeyler yapmak istiyordu. Biz de yeni bir grup kurmaya karar verdik. Ben Brian’ı kendi işlerimi yapması için prodüktör olarak seçmedim. Grup kurma fikri onun aklına geldi, ben de tamam dedim. Bir araya geldik ve şarkı yazmaya başladık. Broken Bells tamamiyle ortak bir çalışma.

 

Sine Büyüka: Öncesinde arkadaş mıydınız?

James Mercer: Tanışıyorduk. Birbirimizle sohbet muhabbet etmeyi, beraber takılmayı severdik. Ama ikimiz de çok yoğunduk ve farklı hayatlarımız vardı neticede.

 

Sine Büyüka: Broken Bells dışında da beraber vakit geçirir misiniz?

James Mercer: Evet. O Los Angeles’ta olduğu zaman beni arar, mutlaka görüşürüz. Şu anda dostuz.

 

Sine Büyüka: Şarkıların yüksek enerjili olduğundan bahsettiniz. Albümün adı After the Disco. Kapaktaki kaskla da birleşince albüm Daft Punk benzetmelerine yol açtı. The Telegraph albümünüz için “Random Access Memories’e daha düşük tempolu bir gönderme” demiş.

James Mercer: Açıkçası Daft Punk’a bilinçli olarak bir gönderme yapmadık. Onlar albümünü yayınladığında bizimki çoktan bitmişti. Random Access Memories’i de çok beğendik ayrıca. Ben sadece bu albümün biraz dansedilebilir bir sound’da olmasını istemiştim çünkü the Shins’le hiç yapamadığım bir şey bu. Bir yere gidip insanların bir şarkıya dansettiklerini görmek çok güzel. Brian daha önce böyle işler yaptı. O yüzden düşününce aslında sound’u bu yöne çeken kişinin o olmasını beklersiniz, benim ise daha folk sulara yönelmemi...Ama tam tersi...Sanıyorum dans edilebilir bir albüm yapmayı başardık.

 

Sine Büyüka: Siz danseder misiniz?

James Mercer: Ederim! Yani aynanın karşısına geçip tek başıma dansetmem ama dışarı çıkıp dansetmeyi severim. Hayal etmesi çok zor değil mi?! (gülüyor)

 

Sine Büyüka: Eleştirileri okur ya da umursar mısınız?

James Mercer: Hayır, eleştiri yazılarından uzak duruyorum. Olumlu dahi olsa sıkılıyorum. Kendimi spot ışığı altında hissediyorum. Bilmiyorum, beni çok rahatsız ediyor.

 

Sine Büyüka: Göz önünde olmaktan çok hoşlanmıyor gibi bir haliniz var?

James Mercer: Keşke öyle diyebilsem. Bence bu gerçekten takdir edilesi bir özellik. Ama o zaman burada ne işim var? Belki hala göz önünde olmayı istiyorum ama bu yine de beni rahatsız ediyor. Baya hastalıklı bir durum!

 

Sine Büyüka: Eleştirmenlerin üzerinde durduğu bir nokta bu albümün bir öncekinden daha tutarlı olduğu yönünde. Ama bunun aynı zamanda albümün zayıf noktası haline dönüşğünü çünkü sonlara doğru şarkıların monotonlaşğını söylüyor bir kısmı. Ne dersiniz?

James Mercer: (önce şaşırıyor, sonra kahkahalar atıyor) Bana bunu söylediğiniz için çok teşekkürler! Bu albümün daha tutarlı ve derli toplu olduğuna katılıyorum. Bir önceki darmadağındı. Çok soyuttu ve yer yer kopuktu hatta. Bu şarkıları düzleştiriyor mu, orası tamamen kişisel beğeniyle alakalı. Ben öyle düşünmüyorum.

 

Sine Büyüka: Brian Broken Bells albümünü yaparken bir yandan da U2 albümü üzerinde çalışıyordu. Prodüktörlüğün biraz aktörlük gibi olduğunu düşünüyorum, her projede farklı modlara giriyorsunuz, farklı karakterlere bürünüyorsunuz. İki albüm arasındaki gidip gelmeler birbirini etkiledi mi?

James Mercer: Brian etkilediğini söylüyor. U2 ile çalışmaktan çok şey öğrendiğini söylüyor. Ben mesela artık melodilerimi vokal kabininde değil herkesin karşısında, hoparlörlerin önünde kontrol odasında söylüyorum. Bu bir U2 hilesi aslında. Evet onlardan bir şeyler öğrendik, bir takım küçük tekniklerini çaldık.

 

Sine Büyüka: Brian’ın U2 için yaptığı prodüksiyonu beğendiniz mi?

James Mercer: Aslında çok fazla bir şey duymadım. Henüz şarkılar bitmemişti. Film için yaptıkları şarkıyı dinledim ve çok beğendim. Umuyorum U2 albümü de muhteşem olacak çünkü ben de sıkı bir U2 hayranıyım. Lisedeyken, 80’lerde çok hayrandım. Hala bir sempatim var U2’ya karşı. Albümlerinde her zaman dinleyecek iyi bir şey oluyor.

 

Sine Büyüka: Bir televizyon programında Beatles cover’ladınız. O proje nasıl gerçekleşti?

James Mercer: Brian ‘The Grey’ albümünü yayınladığından beri tam on sene oldu. Bu yıl aynı zamanda Beatles’ın Amerika’da ilk sahne alışının 50. yılı. Biz de bunu kutlamak için iki Beatles şarkısını alıp birleştirmek istedik. Bunun üzerinde çalışmaya başladık. Brian da loop’lar bulup o lopların üzerine çalıştı ve parçayı oturttuk.

 

Sine Büyüka: Hiç İstanbul’a geldiniz mi?

Hayır ama muhteşem olurdu. Sırf tarihi yerleri görmek için bile gitmek istiyorum. Babam Türkiye’deki Amerikan üssünde bulunmuş bir süre. Türkiye’yi çok sevmişti. Ben de gitmek istiyorum. Türkiye’de ne kadar sıklıkla yabancı gruplar konser veriyor?

 

Sine Büyüka: Çok sık.

James Mercer: Ama sanıyorum sadece çok büyük gruplar değil mi, U2 gibi?

 

Sine Büyüka: Büyük gruplar da, daha küçük indie gruplar da sık sık geliyor...

James Mercer: Çok isterim ben de gerçekten gelmeyi. Neden bilmiyorum. Bir sürü yerde hiç çalmadık. İtalya’da hiç konser vermedik mesela. Çek Cumhuriyeti’ne hiç gitmedik, neden bilmiyorum. Sanıyorum yurtdışında çok uzun süre turnelemeyi sevmiyorum. Bazı gruplar 6-7 hafta durmadan geziyorlar. Ben onu yapamam; en fazla 3 hafta boyunca turneye çıkıyorum. O üçer haftalık süre zarflarında Amerika’yı bitirmemiz, Avrupa’yı bitirmemiz, Kanada’yı bitirmemiz gerekiyor. Sonra Japonya...Sonra yine Avrupa. Belki çocuklarım büyüyünce benimle gelirler.

 

Sine Büyüka: Şu anda geliyorlar mı?

James Mercer: Şu anda çok zor ama ileride olabilir.

 

Sine Büyüka: Peki başka bir The Shins albümü daha olacak mı?

James Mercer: Kesinlikle yeni bir The Shins albümü olacak. Tam olarak ne zaman olur bilmiyorum. Ben şarkı yazmaya bayılıyorum. Kafamı boşaltmak istediğimde kaçış noktam orası. Sigaram yok, bir şeyim yok, gitarımla oturup şarkı yazıyorum sadece. The Shins albümleri öyle ortaya çıkıyor ama bir sonraki ne zaman olur bilmiyorum.

 

Röportaj: Sine Büyüka / London

Diğer haberler